top of page

Dans: Bedenin Özgürlüğü ve Hazzın Keşfi


Haz, arzu ve sınırlarla bir karşılaşma



Barselona’da ılık bir günün akşamında yepyeni bir dansla tanışıyorum: “Fusion”. Ve tam da bu dansla tanıştığım günün ertesinde haz üzerine bir yazı hazırlama davetinin gelmesi adeta beni bedenin hazzına yalnızca bedensel değil yazınsal bir temas etmeye de çağırıyor. Bana göre bu şehir, hazla titreşen bir ritmin içinde nefes alıyor; sürekli dans eden bir beden gibi hareketli, renkli ve özgür; pek çok anlatıyı içinde saklıyor. Bununla birlikte yeni öğrendiğim Fusion dans ise, farklı dans stillerinin yaratıcı bir şekilde harmanlanmasıyla ortaya çıkan bir form. İki kişinin ortak bir anlatı yaratması için hem müzik hem de hareketsel olarak bu türün esnekliği, hem bedenin hem de partnerin farklı hareket ve duygusal ifadelerini spontane bir şekilde keşfetmelerine olanak tanıyor. Partnerle doğaçlama bir iletişim, sadece bedensel değil, aynı zamanda bilinçdışı bir diyalog da yaratıyor. Her yeni müzikle  birlikte yeni bir partnere davette bulunarak veya davete karşılık vererek gelen yeni bir dans, hareket, oluş ve keşif başlıyor. Bu keşif beni hazzın temelinde yatan doyum ve organizmanın gerilimini rahatlatmaya götürüyor. Peki, dans ederken hissettiğimiz bu haz nereden geliyor? Beden, nasıl olur da ritim ve hareket aracılığıyla özgürleşir? Gerçekten özgür bir beden mümkün müdür?


Tarihsel olarak haz, uzun süre sosyal ve kültürel normlar tarafından bastırılmış; günümüzde ise pazarlama diliyle biçimlenen bir “sahip olma” kültürünün parçası hâline gelmiştir. Beden algısı ve deneyimi de bundan nasibini alıyor. Haz, otantik bedensel ihtiyaçlardan koparılarak idealize edilmiş beden imgeleriyle ilişkilendirilir ve tekrarlanan bir tüketim döngüsü içinde yaşanmaya çalışılır.

Psikanalitik perspektiften bakıldığında ise Lacan’ın simgesel düzenine göre gerçek haz, sürekli ertelenen ve asla tam olarak doyurulamayan bir eksiklikle ilişkilidir. Bu açıdan, haz, "sahip olmak"la değil, "eksiklik"le bağlantılıdır; zira Lacan’a göre gerçek haz, eksiklikle ilişkilendirilen, arzu ve kayıptan beslenen bir deneyimdir (Lacan, 1977, s. 101). Haz ve joussance arasındaki fark, hazzın varoluşun temelinde nasıl konumlandığını anlamamızı sağlar. Freud’un haz ilkesi, organizmanın gerilimden kurtulması ve hoşnutluk arayışı üzerine kuruluyken (acıkınca yemek yemek gibi), Lacan hazzın her zaman bir sınır içerdiğini savunur. Joussance hazın sınırlarını aşarak bedeni hem zevk hem de acıyla dolduran, tatminin ötesine geçen yoğun bir deneyimdir.

 

Dans ve Hareket Terapisi (DHT), tam da bu sınırla temas eder. Hareket, yalnızca fiziksel bir eylem değil; bilinçdışının, arzunun ve eksikliğin dışavurum alanıdır. Beden, duyguların, yaraların ve yaşantıların taşıyıcısıdır. Dans, bu anlamda, hazzın keşfine değil; onunla kurulan ilişkiye bir davettir. Bu süreçte spontanlık, bilinçdışı için alan açar; hareket, teslimiyet ve keşif arasında salınır. DHT, söze gelmeyen duygulanımları ve bastırılmış deneyimleri beden aracılığıyla görünür kılar (Koch et al., 2019).


Bu bağlamda dans, bedeni özgürleştirmekten çok, onu kendi arzusu ile karşılaştırır. Haz, burada kusursuz bir akış değil; sınırla kurulan bir müzakeredir.


Barselona, bu soruların zihnimde yankılandığı bir sahne temsili oluyor. Şehrin ritmi, dansın akışına kendini bırakmaya cesaret eden bedenleri çağırıyor. Bu yazıyı, okuru kendi bedeninin hareketine merakla yaklaşmaya davet ederek sonlandırmak istiyorum: Hazzınız bedeninizde nerede sıkışmış olabilir? Onu özgürleştirmek için bedeniniz hangi harekete ihtiyaç duyuyor?




Referanslar


Lacan, J. (1977). Écrits: A selection (A. Sheridan, Trans.). New York, NY: W.W. Norton & Company. (Orijinal eser 1966)


Koch, S. C., Riege, R. F., Tisborn, K., Biondo, J., Martin, L., & Beelmann, A. (2019). Effects of dance movement therapy and dance on health-related psychological outcomes: A meta-analysis. The Arts in Psychotherapy, 63, 1–18. https://doi.org/10.1016/j.aip.2019.01.002


 
 
 

Yorumlar


Bazen Sizinle Bir Şeyler Paylaşıyorum

Teşekkürler!

bottom of page